Gerund bir fiil köküne “-ing” takısının eklenmesiyle elde edilir ve böylece fiil isimleştirilmiş olur: swimming (yüzme), reading (okuma), playing football (futbol oynama) vb.

Swimming is my favourite sport. (Yüzme benim en sevdiğim spordur.)
I like reading newspaper. (Gazete okumayı seviyorum.)
Studying lesson is boring. (Ders çalışma sıkıcı.)

Aşağıda bulunan  fiiller yüklem olarak kullanıldığında ve sonrasında çekilmemiş bir fiil geldiğinde bu mutlaka “GERUND” olmalıdır. VERB+VERB+ING(LIKE+GOING)
like : beğenmeklook forward to: dört gözle beklemekpostpone : ertelemek
dislike: beğenmemekbegin: başlamakanticipate: ummak
enjoy: hoşlanmakstop: durmak continue: devam etmekımagine: hayal etmek
avoid: sakınmak , kaçınmakstart: başlamakmention: bahsetmek
hate: nefret etmektry: denemekpropose: önermek
finish :bitirmekdeny: inkar etmeksuggest: önermek
miss: özlemek, kaçırmakadmit: kabul etmeklose: kaybetmek

I like playing football. (Futbol oynamayı severim.)
I hate watching football match. (Futbol maçı izlemekten nefret ederim.)
I’m looking forward to hearing you. (Senden haber almayı dört gözle bekliyorum)
Ayşe denied having broken the glass. (Ayşe vazoyu kırdığını inkar etti.)
Would you mind waiting for a few minutes? (Birkaç dakika bekleyebilir misiniz?)

Infinitive ise fiilin başına “to” getirerek ya da fiili yalın haliyle kullanarak elde edilir ve genellikle“-MAK İÇİN -MEK İÇİN” manalarına gelmektedir: to learn English, to climb the mountain vb.

She persuaded him to sell his car. (Onu arabasını satması için ikna etti.)
I came to buy this t shirt (Bu tişörtü almaya geldim.)
He adviced me to save money. (O bana parayı tasarruflu kullanmamı tavsiye etti.)

Kendilerinden sonra “to infinitive” yapısını alan fiiller;
seem: görünmekcontinue: devam etmekhappen: meydana gelmek
want: istemekarrange: düzenlemekrepair : tamir etmek
offer: teklif etmekagree: katılmakwait: beklemek
decide: karar vermeklearn: öğrenmekdetermine: belirlemek
hope: ummakteach: öğretmekpersuade: ikna etmek
afford: gücü yetmekask : sormakoblige: zorlamak
promise: söz vermekrefuse : reddetmekstop : durmak, bırakmak
plan: plan yapmakappear: görünmekstart: başlamak

I learnt to speak English. (İngilizce konuşmayı öğrendim.)
She promised to study hard. (Çok çalışmaya söz verdi.)
She decided to go to the party. (Partiye gitmeye karar verdi.)
Jane  expects to pass the test. (Jane testi geçmeyi umuyor.)
I want to speak with you in private.(Seninle özel konuşmak istiyorum.)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.

Menü